Ramazan’da diyabet yönetimi, bireysel risk analizi gerektiren, standart bir reçeteyle ilerlemeyen özel bir süreçtir. Diyabet hastaları oruç tutmayı planladığında; insülin dozu, oral antidiyabetikler, beslenme düzeni ve hipoglisemi riski birlikte değerlendirilmelidir. Güncel kılavuzlar, her hastanın metabolik kontrolüne göre kişiselleştirilmiş planlama yapılmasını önermektedir.

Modern tedaviler, uzun etkili insülin analogları ve akıllı glukoz takip sistemleri sayesinde artık daha güvenli bir oruç süreci mümkündür; ancak bu durum her hasta için geçerli değildir.


Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Arasında Oruç Farkı Var mı?

Tip 1 diyabet, mutlak insülin eksikliği ile seyreder ve yüksek hipoglisemi ile ketoasidoz riski taşır. Bu nedenle çoğu uluslararası kılavuz, Tip 1 diyabetli bireyleri “yüksek riskli grup” olarak sınıflandırır.

Tip 2 diyabet ise genellikle insülin direnci ve göreceli insülin eksikliği ile ilişkilidir. Kontrollü ve komplikasyonsuz Tip 2 diyabet hastalarında, hekim değerlendirmesi sonrası oruç mümkün olabilir.

Risk sınıflandırması genel olarak şöyledir:

Risk GrubuKimler?Oruç Önerisi
Çok yüksek riskTip 1 diyabet, sık hipoglisemiÖnerilmez
Yüksek riskİleri yaş, böbrek hastalığıGenellikle önerilmez
Orta riskKontrollü Tip 2 diyabetYakın takip ile mümkün
Düşük riskDiyet kontrollü hastalarBireysel değerlendirme

İnsülin ve Oral Antidiyabetikler Nasıl Ayarlanmalı?

Ramazan’da diyabet yönetimi, ilaç saatlerinin değişmesini gerektirir. Ancak doz azaltımı veya artırımı bireysel verilere göre yapılmalıdır.

Genel yaklaşımlar:

  • Uzun etkili bazal insülin genellikle %15–30 azaltılabilir.

  • Kısa etkili insülin sahur ve iftar öğününe göre yeniden planlanır.

  • Oral antidiyabetikler arasında hipoglisemi riski yüksek olan sulfonilüre grubu dikkatle düzenlenmelidir.

  • SGLT2 inhibitörleri kullanan hastalarda sıvı kaybı riski göz önünde bulundurulmalıdır.

Yeni nesil GLP-1 reseptör agonistleri ve haftalık enjeksiyon tedavileri, kan şekeri dalgalanmasını daha stabil tutabildiği için bazı hastalarda avantaj sağlayabilir.


Hipoglisemi Riski Neden Artar?

Hipoglisemi, özellikle uzun süreli açlıkta ve sahur atlandığında daha sık görülür. Kan şekeri 70 mg/dL altına düştüğünde risk başlar.

Risk artıran faktörler:

  • Sahur atlamak

  • Aşırı fiziksel aktivite

  • Yüksek doz insülin

  • Geç saatlerde ağır iftar

Sahur öğünü, kompleks karbonhidrat ve yeterli protein içermelidir. Sahur atlamak, gün ortasında ciddi hipoglisemi riskini belirgin şekilde artırır.


Sürekli Glukoz Ölçüm Sistemleri (CGM) Oruçta Avantaj Sağlar mı?

Sürekli glukoz ölçüm sistemi (CGM), son yıllarda diyabet yönetiminde devrim niteliğinde bir gelişmedir. Cilt altına yerleştirilen sensörler sayesinde gün boyunca glukoz düzeyleri anlık izlenebilir.

CGM’nin avantajları:

  • Hipoglisemi eğilimini erken saptama

  • Gece düşüşlerini fark etme

  • Alarm sistemi ile müdahale imkânı

  • Trend analizi ile doz ayarlama

Araştırmalar, CGM kullanan bireylerde Ramazan döneminde ciddi hipoglisemi oranlarının anlamlı şekilde azaldığını göstermektedir.

Bu teknoloji, Ramazan’da diyabet yönetimi açısından özellikle insülin kullanan hastalarda güvenlik katmanı oluşturur.

Dijital sağlık uygulamaları ve uzaktan hasta izlem sistemleri sayesinde bazı hastalarda glukoz verileri hekimle çevrim içi paylaşılabilmekte; bu da ilaç dozlarının daha hızlı ve güvenli ayarlanmasına olanak tanımaktadır. Özellikle insülin kullanan bireylerde bu yaklaşım, ciddi hipoglisemi riskini azaltmada destekleyici olabilir.


Sahur Atlamanın Metabolik Etkileri

Sahur atlandığında:

  • Günlük açlık süresi uzar

  • Kortizol ve stres hormonları artar

  • Öğleden sonra kan şekeri düşüşü belirginleşir

  • İftar sonrası aşırı yeme eğilimi oluşur

Bu dalgalanmalar hem hipoglisemi hem de iftar sonrası hiperglisemi riskini artırabilir.


Dehidratasyon ve Elektrolit Dengesi Neden Önemlidir?

Uzun süreli açlıkla birlikte sıvı alımının azalması, özellikle yaz aylarına denk gelen Ramazan dönemlerinde dehidratasyon riskini artırabilir. Bu durum kanın daha konsantre hale gelmesine, böbrek fonksiyonlarında zorlanmaya ve kan şekeri regülasyonunda dalgalanmalara yol açabilir.

SGLT2 inhibitörü kullanan hastalarda sıvı kaybı riski daha belirgin olabilir. Ayrıca elektrolit dengesindeki değişimler, kalp ritmi ve genel metabolik stabilite üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle iftar ile sahur arasında yeterli ve dengeli sıvı alımı, Ramazan’da diyabet yönetimi sürecinin önemli bir parçasıdır.


Sık Sorulan Sorular

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Risk grubuna göre değişir. Tip 1 diyabetli bireyler genellikle yüksek risklidir. Karar hekim değerlendirmesi ile verilmelidir.

Oruçta kan şekeri kaç olursa bozulmalıdır?

70 mg/dL altı veya 300 mg/dL üzeri değerlerde oruç sonlandırılmalıdır.

CGM kullanmak orucu bozar mı?

Hayır. Sürekli glukoz ölçüm sistemi sensörü cilt altına yerleştirilir ve orucu bozmaz.

Sahur yapmadan oruç tutulabilir mi?

Diyabet hastalarında sahur atlamak ciddi hipoglisemi riskini artırabilir.


Ramazan döneminde metabolik denge, sabit bir planla değil; kişiye özel risk analizi ile korunur. Teknolojik takip sistemleri ve güncel tedavi seçenekleri sayesinde güvenli bir süreç mümkün olsa da, her hastanın durumu ayrı değerlendirilmelidir.

Editör iletişim: birsen.bozkurt@egekenthastanesi.com

Merhaba, nasıl yardımcı olabilirim?
WordPress Cookie Notice by Real Cookie Banner